29 Ağustos 2012 Çarşamba

soruyorinsankendine (No:1)

soruyor insan kendine, 
arkadaşlarım olmasa ne olur ?
düşündüğün zaman ne kadar çok arkadaşlıklar harcadın bu hayatta.
kimleri kırdın, kimler seni kırdı ? 
ne yanlış anlaşılmalar yüzünden arkadaşlıkların bitti. 
zaten tek geldin bu dünyaya. 
seni anlayacak insan pek yok çevrende.
ne diye uğraşmıyorsun bitirmemek için arkadaşlıklarını ?
bir süre sonra dinlenmek istiyor insan
yalnız kalmak, sesten, hareketten uzaklaşmak.
arkadaşlıklar birbirlerine birşeyler katabildikleri sürece kalıcıdır insanlar arasında.
öyle olmasa ne farkı kalır ki kendi kendine konuşmaktan.  
...
nice arkadaşlıklar bitirdim.
nice insanlar tanıdım nicelerini gördüm. 
arkama dönüp baktığımda gidenler için bir kez bile "keşke" demedim.
...
yoruldum artık. 
yine aynı terane.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

sabır...

insanlara kendimi anlatamıyorum. 
belki de şaka yapmak istiyorlar birşeyleri söyleyerek üzerime gelerek.
öfke kontrolü... 
en zorlandığım durum bu olsa gerek hayatımda. 
birşeylerin ard arda söylenmesi, kızgın olduğum zaman karşımda gülünmesi, kötü bir durumda kaldığımda dalga geçilmesi...
ve daha fazlası...
istemeden de olsam karşımdaki insanı kırabilecek sözler söyleyebiliyorum. 
zorlanıyorum. kendimi zorluyorum sinirlenmemek için. sabrediyorum. 
birazda onlarda üzerime geliyor. bardağı taşırıyor son damla her seferinde. 
...
üzerine gidiyorum her seferinde.
sinirlenmiyorum, duyup geçiyorum, onlar gülerken bende gülüyorum. 
ama sonunda bir iki üç derken bir tanesinde patlıyorsun. 
patladığın kişi de en sevdiklerin oluyor hep.
...
sonra bütün günün mahvoluyor. 
üzülüyorsun. 
karşında onunda üzüldüğünü görüyorsun. 
keyfi kaçıyor herşeyin.
...
"haklı mıyım acaba" diyorum kendime. 
zor durumlarda kaldığımda vücudumun ve beynimin verdiği tepki mi bu ?
öyle olsa da biraz daha sabır gerekecek bana.


26 Ağustos 2012 Pazar

konya...

2 haftadır konyadayım.
bir yandan tatil yapma arzusu, bir yandan da para kazanma zorunluluğu üzerime iyice binmişti.
borçlarımın artması ile birlikte girdiğim işimden, kaldığım evdeki sorunlardan dolayı çıkıp konyanın yolunu tutmuştum. 
otobüste kafamdaki soru işaretlerini çözmek için çabalıyordum. 
ne yapacağım, nasıl olacak gibi sorulardı bunlar.
konyaya vardığımda otogarda karşıladılar ve evin yolunu tuttum.
öyle bir yer ki burası, yolları, hastaneleri, binaları gayet modern bir şehir görüntüsünü çiziyor.
tüm yollar -şehir içi dahil - 3 şeritti. 
ayrıca büyükşehir belediyesi'nin yaptığı bisiklet otomatları, şehir içinde kısa mesafelere gidecekler için bu zamana kadar gördüğüm en akılcı ve çevreci çözümlerden biri idi.
dış görünüşü ile avrupa şehir olmaya aday gösterilebilecek kadar iyi olan Konya'da, insanların kafalarını değiştirmek çok zor. 
kadının hala 2. planda kaldığı bu şehirde, minibüslerde bile yer vermek için bayanın omzuna dokunmak bile terslenmek için yeterli bir sebep.
alkollü içecek tüketmek isteyen biri, büyük AVM lerde tobacco shop'lardan alışveriş yaptıktan sonra. ışık dahi geçirmeyen siyah kalın poşetlere içkilerini koyuyorlar. 
siyah poşetlerin ne anlama geldiğinin herkes farkında. karşıdan gelen insanların elimdeki poşeti gördüklerinde yüz ifadeleri ve ağız ucu ile söylenmeleri bazen "ben mi yanlış yapıyorum ?" sorusunu sormama neden oluyor kendime. 
bir bayanın askılı yada kısa kollu t-shirt giymesine bakışları ile tepki veren diğer kadınlar, sürekli bir mahalle baskısı kurma çabasında. 
....
kaldığım yerde bir yandan da bebek telaşı var. 
erkek bir kuzenim olacak 4. hafta sonra... 
büyük bir heyecan kapladı bile ailenin tüm fertlerini. 
her gün yeni birşeyler alınıyor. 
şimdi ise sırada bebek şekerleri var.
akılcı çözümler üretmeye çalışıyorum. 
hem ucuz hemde şık. 
kumaşlar buldum. 
ipler, kurdelalar vs. 
birşeyler deneyeceğim. 
umarım güzel birşeyler çıkarabilirim. 
....
yine geceyi 02.00 yaptık. 
uyku bastırdı yine..
sağlıcakla...

21 Ağustos 2012 Salı

facebook'u kapatıp tarihe gömmek

"facebook.com"....
elim klavyede o kadar çok yazdı ki bunu.
bilgisayarı açtığımda refleks oldu galiba. 
hemen adres satırına yazar oldum "facebook.com"
saatlerce, hatta sabahlara kadar tek bir internet sitesi yaşamım oldu sanki. 
dış dünya ile ilişkiyi kesip kendine bir sanal dünya yaratmak gibi birşeydi bu. 
videolar paylaş, nereye gittiysen güncelle, yorum yapsınlar, cevap yaz.
kim ne yapmış, kim kiminle sevgili olmuş. bir günde kaç kişi olabiliriz gibi saçma sapan sayfalar ve daha binlercesi. 
gün geçtikçe daha bir bağımlı etti beni. 
paylaşılan fotoğraflar, durumlar, videolar, ilişkiler.
özel hayat denen durumun ortadan kalmasına neden oldu. 
 ...
bir hafta önce gereksizliğini fark ettim ve facebook adresimi kapatma kararı aldım. 
ama bunu yapabilmem için bile herkesten telefon ve e mail adreslerini istemem gerektiğini fark ettim. 
istedim ve gönderenlerin adreslerini kaydettikten sonra hesabımı sonsuza kadar kapattım.
şu an o kadar boşluğu düştüm ki. 
sadece bir internet sitesi insanın hayatı oluyor sanki. 
bir farkım olmalı diğer insanlardan. herkesin yapmadıklarını yapmalıyım. 
şimdi kendime daha fazla vakit ayırıyorum. tekrardan okumayı planladığım kitapları okumaya başladım. 
şimdillik güzel gidiyor.
şunu söyleyebilirim ki; "dış dünya facebooktan çok daha güzel..."

4 Ağustos 2012 Cumartesi

gecenin bir yarısı...

Elimde kalem, kafamda ise bir sürü karışıklıklarla sözcükleri toparlayıp kağıda dökmeye çalışıyorum.
Evde elektrikler kesik, kahvem yok, sigara desen tek bir tane buldum çekmecede...
Yazmak istiyorum. Olabildiğine yazmak...
Satırlara dökebileceğimi sanıyorum galiba hislerimi.
Yıllar geçiyor hayattan. Dakika dakika...
Dönüp ardına baktığında insan bazen yaptıları karşısında bir arpa boyu yol almadığını gördüğünde herşeyden elini eteğini çekip gitmek istiyor başka bir kente.
Kimseyi tanımadan, kimseyle konuşmadan yaşamak istiyor. Yıllarca verilen emek, sevgi, hasret bir anda gözünde olmuyor.
Kafam bulanıyor. Yine içmeyecektim şu mereti. Oysa nasılda kızardım babama. Niye içiyorsun dediğimde  "Ne yapayım oğlum. onunla kafayı buluyorum" derdi.
Galiba babama benzemeye başlıyorum. Ne kadar da nefret etsem sigaradan tek tük bende kafayı buluyorum onunla.
Düşünüyor insan "bazı şeyşer için çok mu erken davrandım" diye.
Herşey olması gerektiği yerde oldu diyorum kendi kendime.
Konuşursun konuşursun kızarsın bağırırsın ve o sadece susar.
Susmak verilebilecek en büyük cezadır söyleyene...
Ve o böyle cezalandırıyor beni.
İçim acıyor.
Başa çıkmaya çalışıyorum binbir güçlükle.
Hay lanet olası kalem yazdırmamak için içimdekileri bana elninden geleni yapıyor.
Gidip kalem buluyorum karanlıkta sağa sola çarparak.
Kaç saaat oldu gelmedi kör olasıca elektrikçiler.
Aslında çokta sorun değil. Televizyondan uzak, bilgisayardan uzak.
Düşünüyorum ....

O kadar çok sorun varken hayatta senin yaşadıkların da sorun mu diye. Ufakta olsa insan üzülüyor.
Gözüm bulanıyor...
Tam da yazacakken yine beynim oyun etmeye başladı bana. Ne güzelde keyfim yerine geliyordu yazarken.
Uyumam gerekiyor galiba.
Büyük bir ihtimalle sabah olduğunda daha mantıklı düşüneceğim.
Bir hedefe varmak için çok fazla yol katetmeliyim.
Önümdeki engelleri kaldırdıkça, hedefe ulaşmak için daha bir şevkle koşacağım.
Şunu çok iyi biliyorum.
Güzel bir gelecek bizi bekliyor...


Saat: 02:00