4 Ağustos 2012 Cumartesi

gecenin bir yarısı...

Elimde kalem, kafamda ise bir sürü karışıklıklarla sözcükleri toparlayıp kağıda dökmeye çalışıyorum.
Evde elektrikler kesik, kahvem yok, sigara desen tek bir tane buldum çekmecede...
Yazmak istiyorum. Olabildiğine yazmak...
Satırlara dökebileceğimi sanıyorum galiba hislerimi.
Yıllar geçiyor hayattan. Dakika dakika...
Dönüp ardına baktığında insan bazen yaptıları karşısında bir arpa boyu yol almadığını gördüğünde herşeyden elini eteğini çekip gitmek istiyor başka bir kente.
Kimseyi tanımadan, kimseyle konuşmadan yaşamak istiyor. Yıllarca verilen emek, sevgi, hasret bir anda gözünde olmuyor.
Kafam bulanıyor. Yine içmeyecektim şu mereti. Oysa nasılda kızardım babama. Niye içiyorsun dediğimde  "Ne yapayım oğlum. onunla kafayı buluyorum" derdi.
Galiba babama benzemeye başlıyorum. Ne kadar da nefret etsem sigaradan tek tük bende kafayı buluyorum onunla.
Düşünüyor insan "bazı şeyşer için çok mu erken davrandım" diye.
Herşey olması gerektiği yerde oldu diyorum kendi kendime.
Konuşursun konuşursun kızarsın bağırırsın ve o sadece susar.
Susmak verilebilecek en büyük cezadır söyleyene...
Ve o böyle cezalandırıyor beni.
İçim acıyor.
Başa çıkmaya çalışıyorum binbir güçlükle.
Hay lanet olası kalem yazdırmamak için içimdekileri bana elninden geleni yapıyor.
Gidip kalem buluyorum karanlıkta sağa sola çarparak.
Kaç saaat oldu gelmedi kör olasıca elektrikçiler.
Aslında çokta sorun değil. Televizyondan uzak, bilgisayardan uzak.
Düşünüyorum ....

O kadar çok sorun varken hayatta senin yaşadıkların da sorun mu diye. Ufakta olsa insan üzülüyor.
Gözüm bulanıyor...
Tam da yazacakken yine beynim oyun etmeye başladı bana. Ne güzelde keyfim yerine geliyordu yazarken.
Uyumam gerekiyor galiba.
Büyük bir ihtimalle sabah olduğunda daha mantıklı düşüneceğim.
Bir hedefe varmak için çok fazla yol katetmeliyim.
Önümdeki engelleri kaldırdıkça, hedefe ulaşmak için daha bir şevkle koşacağım.
Şunu çok iyi biliyorum.
Güzel bir gelecek bizi bekliyor...


Saat: 02:00

Hiç yorum yok: