30 Eylül 2012 Pazar

Bir tutkudur fotoğrafçılık...

Fotoğraf çekme, kimilerine göre sadece anı ölümsüzleştirme kimilerine göre ise bir sanattır.
Bir tutkudur herşeyden önce severek yapan için.
Bende kendimi fotoğrafçı olarak tanımlıyorum. 
Günümüze baktığımızda onlarca megapiksel makineler, farklı özelliklerle piyasaya çıkıyor.
Herkesin elinde artık profesyonel bir makine görebiliyoruz. 
"makineyi alıp sadece deklanşöre basmak mıdır fotoğrafçılık " diye sormamız gerek.

Hiç karanlık oda görmemiş, hiç 35 mm film görmemiş insanlar fotoğrafçıyım diyebiliyor kendine.
Oysa ki fotoğrafçılıkta filmin verdiği zevk beni fotoğrafa bağlayan. 
Gidip fotoğrafçıdan 36 lık film alırsın. Makineni raftan alıp içine takarsın o ilk takma işleminden sonra kapağını kapatırsın bir kaç kez boşa çekersin. 
Daha sonra çıkarsın doğaya, yada o gün ne çekmek istiyorsan. Su mu çekeceksin yada yarin gül cemalini mi çekeceksin herşey sana kalır. 
Ayarlarsın diyaframı, enstantaneyi, ışığı...
...3...
...2...
...1...

Şrrrraaakk  diye bir ses duyulur. Bir poz çekilmiştir.
Yeni makinelerdeki gibi şansın yoktur bakmaya. Merak edersin acaba nasıl oldu diye.
Ve sonunda bitirirsin otuzaltı tane pozu.
Usulca geri sardıktan sonra filmi çıkartırsın makineden ve doğruca fotoğrafçının yolunu tutarsın.
Yıkattırmak için bırakırsın ve bir kaç saat gezersin yıkayana kadar. 
Yıkatttıktan sonra hemen baskı yapmasını istemezsin.
İlk önce filmi alırsın rulo şeklinde. tutarsın güneşe bakarsın negatiflere.Hangisi güzel çıkmış diye. 
Sonra gidersin bastırırsın.Alırsın uzun uğraşlar sonunda emeğinin karşılığını.
Diyorlar ki teknoloji gelişmiş sen neden hala filmli makine kullanıyorsun.
"Fotoğraf çekmek sanattır. Emek vermeden sanat olmaz". derim onlara.
Bu heyeacanı yaşamadıktan sonra ne anlamı var ki fotoğraf çekmenin ???

 

Hiç yorum yok: